Kategoriler
Genel

Rayîha

Bir seher vaktinin kutsal güne uyanışında yazıyorum şimdi bu satırları.

Bir bayrama daha sahitlik ediyor gözlerim. Maziye dalıyorum umarsızca. Şimdilerde cesurca düşlüyorum takvim yapraklarını. Zaman ne de çabuk geçiyor öyle..

Bir toprak kokusu siniyor avuçlarıma. Kokular, anıları bırakır ardında değil mi? Yani, öyle demişlerdi büyükler. Kapını çalan o şey eskimeyen duyguların hatırıdır aslında..

Bazen bir portakal kokusu hatırlatır sana koskoca maziyi. Bazen de Soba başında kızaran ve onlarca çocuğa eşitce dağıtılan birkaç kestane..

Simdilerde anımsadığım, koltuk altına sıkıştırılmış bir gazete bir de radyo; bir kaç koyunun ardında dedesiyle kırlarda dolaşa, bazen koyunlardan kaçan bazen de koyunları kovalayan küçük bir kız çocuğu… Kırlar, dedeme okuduğum portakal kokulu gazetelerin şahitiydi. Şimdilerde Gazete okurken Radyoda çalan ezgiler çınlıyor kulağımda. Tarih kokan Yılların eskitemediği ezgileri yoldaş biliyorum kendime.

Ziyadesiyle milim oynamayan hesaplarla bölünmüş şekerlemelere dalıyor gözlerim. Öpülen onlarca elin ardından Kasabanın bakkalına koşan minik ayaklar, koşdukça ceplerde ritim tutan bozuk paralar, köşe başında bekleyen ninelerin avuçlarımıza tutuşturduğu leblebiler ve birkaç goflet.. En çok da sadece bayram sabahlarında yenen, ismi bilinmez o gizemli yiyecek..

Minik, bozulmaya yüz tutmuş, vurdukça çalışan bir televizyonun önünde sıralanmış çocuklar ve haber saati geçmekte olan, elindeki gazeteyi açmış gözlük üstünden torunlarını seyreden bir dede, soba başında kardan üşümüş ellerini ısıtmaya çalışan delikanlılar, Odaya sinmiş soba kokusuyla harmanlanmış ısıtılmaya bırakılmış yemekler…

Evet onlarca maziyi tek bir koku hatırlatmaya yetiyordu. Şimdilerde anlıyorum aslında, eskimeyen tek şeyin mazi olduğunu. Hiçbir maddiyatın bana bu güzel şeyleri tekrardan yaşatamayacağını hatırlıyorum.

Şimdilerde Nerede o eski bayramlar diyoruz ya hani; az paranın, çok samimiyetin olduğu yerdedir kanımca. Köşe başındaki ninelerin verdiği leblebiler ve sokaklarda korkusuzca koşuşturan çocuklardır samimiyete timsal, maziye anı bırakan..

Vesselam. 02.08.2020 (04:45)

Ayşe Sena Taştekin

Kategoriler
Genel

Şairlerde Güler..

Bir şairin gülüşünde saklıdır okunası yazılar.

Bilemezler, şairlerde güler. Kimi zaman bir satır arasında gizlidir gamzeleri. Çoğunlukla yastık arasına sakladığı bir tutam saifenin hatırıdır, gülüşündeki demlik.

Bilemezler, şairlerde güler. Sanmayın ki mutsuz kimseleriz. Biz bir kalemin enaniyetinde tutsağız sadece. Gupse bir kalemin sevdalısıyız. Okunası şiirlerimizin visâlini umuyoruz sadece.

Bir rayihâ yayılır etrafa, mûnis bir gülüş ile, anla ki nâzenin bir şairin gamzeleridir onlar.

Şairlerde güler, ahlâ bir gülüştür onlarınki.

Bir abe bekle(me), Tesadüfleri bekle(me), şairler de güler anla olur mu?

Ve sen ki a’şa, artık bir abe bekleme, anla ki yazılmış birkaç satırın visâlini umuyorum.

Şairler de güler, hatta en güzel şairler güler. Bil olur mu?

Vesselam.

Ayşe Sena Taştekin

Kategoriler
Genel

Yaşanmamış Yaşantılar..

Bazı şeyler bir melodi ardına saklanır bazen. Küçük bir çocuğun cılız haykırışlarını andırıyor bazı anılar. Anılar diyorum, yaşanmamış yaşantıların hülyasında kayboluyor çoğu zaman. Hani olur ya çaresiz bir umudun ardından yepyeni hülyalara dalarsın. Bir düştür kurduğun gerçekliğe pay bırakmayan. İstasyon başındaki bir bakış, çaresizce sürükler seni gözyaşlarına. Fazla değil, bir kaç ayak izi görürsün ondan geriye kalan. yaşanmamış yaşantılar diyorum, söylenmemiş sözler ve âmânsızca bir bakış ondan geriye kalan.

Naif bir melodi eşlik ediyor şimdi yazıma, gecemi aydınlatan şu mum erimeye yüz tutmuş adeta. Gökyüzündeki yıldızlarımı sayıyorum kimsesizce. Yıldızlarım gün geçtikçe azalıyor. İnsanlar diyorum, insanlar neden bu kadar duygusuz? Yıldızlarımı benden alan bu kimselerle kaybolmaktan korkuyorum ve çoğu zaman esintili bir akşamın gölgesinde dinleniyorum korkularımla. Uzaklardan gelip şehrime düşen bir yağmur damlası şahit oluyor çaresizce sakladığım birkaç damla göz yaşına. Ama o da susuyor ve şehrine dönüyor.

Kalıyorum yine sönmeye yüz tutmuş yıldızlarım ile. Kalıyorum hatırı sayılır bir kalem ile. Kalıyorum kadim dostumla, beni ben olarak anlayan, tüm yaşantılarımın şahidi olan, Rahman ve Rahim olan ile. Ben susuyorum, o konuşuyor.

ve diyor ki;

* وَالضُّحٰىۙ  * وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ

Yemin olsun güneşin yükselip en parlak hâlini aldığı kuşluk vaktine*

Karanlığı koyulaşıp sükûnete erdiği zaman geceye ki:

Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da. ( Duha/1-3 )

Vesselam. (26.08.2020)

Ayşe Sena Taştekin

Kategoriler
Genel

Vuslatın Ülkesi AB- I HAYAT

Hayatı sorguluyorum sadece. Bazen bir damla göz yaşında bazen de tebessümü tutsak eyleyen gamzelerde… Bilmiyorum, sorguluyorum sadece. Öyleki bazen tüm gerçekliğine ayna tutuyorum hayatın. Maziye dalıyor gözlerim hoyratca. Bir babanın nasır tutmuş ellerinde görüyorum hayatı. Ninnilere ahenk veren annenin dudaklarından okuyorum sevdaları. Bir yüreğin yarine olan sadakatini işitiyorum; olmazların diyarından, solmayan çiçeklerin masalından, buz dağının ardından…

Ve onlarca yaşanmışlık arasından bir rota belirliyorum kendime. Geçmiş ve bu gün, bu gün ve yarın, hayat ve ab-ı hayat…

Zaman lavinia, zaman ve zamanın ötesini seçiyorum kendime. Sevgiliye kavuşmak adına ab-ı hayat diyorum vuslatıma. Rahman ve Rahîm olan teslimiyet diyorum sevdama..

Dedemin ölümüne şahitlik eden gözlerim öğretmişti bana teslimiyeti. Çok uzaklarda değil, gözlerinin bir saat noktasına kayışında gizliydi ab-ı hayat. Yaşamın ötesinde, bir nefesin ardına gizlenmiş sonsuz bir vâr oluş. Gözlerden ırak sevdaya yakın bir hayat: VUSLATIN ÜLKESİ AB-I HAYAT.

Kavramların ötesinde bir hayatın yolcusu olan bizler dünya durağında takılı kalmış garip seyyahlarız. Teslimiyet şuurundan uzak farklı istasyonlara dağılmışız. Birbirinden farklı haritalarla birbirinden farklı rotalar oluşturmuşuz. Onlarca insan onlarca rota, onlarca kayboluş ve onlarca yokoluş veya yeniden vâroluş…

Garip olan şu ki, ölümsüzlük araşındayken ölüme koşan bizler, ölümü bir varış noktasından ziyade kaybedilmiş bir hayat bilmişiz kendimize.

Ölüm ki ab-i hayat rotasındaki bir istasyon. Ölüm ki sevgiliye kavuşmak… Vuslatın deminde ab-ı hayata susamış teslimiyet timsalleri için yepyeni bir vâroluş.

Vesselam. (20. 07. 2020)

Ayşe Sena TAŞTEKİN





Kategoriler
Genel

Gayriihtiyâri..

Ve sen, sessizce yanımdan geçiyorsun. Görmeden, duymadan, bilemeden, anlayamadan, anlatamadan sadece gidiyorsun. Gayriihtiyari Bir durak ötedeyken görüyorum ayak izlerini. Kayıtsızca görmezden geliyorum, tüm görmezden geldiklerini. Susuyorum ve hayırlısını diliyorum.

Önümde duran kalem biraz olsun beklemeyi diliyordu benden. Haykırmak istediğim birçok şeye sûkut ediyordu. Yazmak istediğim birçok şey, silgilerimin tutsağıydı şimdi. Onlarca yazı, onalarca kağıt, rüzgarda savrulan küller ve sessizliğimdeki çığlık şimdi şehrinin yolcusuydu.

Sessiz çığlıktı benimkisi, bir adım öteye ulaşamayan, sûkutu ses bilen…

Aradan aylar geçiyor akilane şeyler diliyorum Rabbimden. Kalemime yaraşır kelamlar, korku değil cesaret, bir vaveylan diliyorum, olmazlardan ziyade yepyeni oluşlar, hakikatler …

Saat sabah’a doğarken bir sancıydı göğe yankı bırakan, Rahmanın kelamıydı gökleri aydınlatan, kaf dağını uyandıran, anka kuşunu selamlayan…

Uyu Lavinia, uyu da turnalar girsin rüyana. Sonra sabah olsun, bir posta kuşu çalsın kapını ama sen yine de uyu, uyu lavinia..

Vesselam..

19/07/2020 (04:26)

Ayşe Sena Taştekin

Kategoriler
Genel

Sessiz Çığlık

Sessiz çığlık

şiiit, sessiz ol!
Bu kadar belli etme kalbinin kırılmışlığını.
Hem sen değil miydin bomba seslerinde gözlerini dünyaya açan?
Kaldır başını, sil o göz yaşlarını
Umut ol sûkut etmişlere!
Sen ki zalimin zulmünde umuda yelken açmış çığlıksın.
Çığlığın seni görmezden gelenlere,
bomba seslerinde dans edenlere…
Sûkut ettin kalbindeki çığlıklara.
sûkut ettin insanlığını yitirmiş insanlara.
Sen bomba seslerinde gözlerini dünyaya açarken,
umut olmuştun gözü yaşlı annene.
savaşın çocuğuydun sen,
umudun çocuğuydun.
senin çığlığın, sûkut etmişlereydi.
Zalimin zulmüne sessiz kalanlaraydı.
vesselam.

Ayşe Sena TAŞTEKİN

Kategoriler
Genel

Yaşam işte..

Hayat nedir?
dediler.
Bitmeyen imtihanlar dedim.
Bir çizgi var ucunda ölümün olduğu
İmtihanlar var, sonsuzluğa kanat çırpan.
O imtihanlar ki kimine hasret,hastalık, ölüm…
Boşuna dememisler, sabreden derviş muradına ermiş.
İmtihanlarınla kanatlan şimdi, kır zincirlerini seni bekleyen onca lütfu gör şimdi.
….
Hayat, ne kadar da garip değil mi?
Bir çizgi var önünde, cambaz misali durmadan yürüyorsun.
Etrafında çizgiden taşanları görüyorsun. Ben böyle olamam diyor çalışıyorsun, hırpalıyorsun kendini, düştükçe kalkıyor, direniyorsun. Dünyanın en güçlü insanı sen oluveriyorsun…
Sonra,
Sonra bir imtihan kapını çalıyor, Rahmandan’dır diyorsun. Geri çeviremeyip buyur ediyorsun..
Yeri geliyor düşüyor, yorulduğunu hissediyorsun.
Hani dünyanın en güçlü insanıyım diyordun ya artık onu diyecek gücü kendinde bulamıyorsun.
Yorulduğunu hissediyorsun,
ellerin iki yana düşüyor ve oracıkta kalakalıyorsun…
SONRA BİR IŞIK GÖZÜNE ÇARPIYOR.
o ışıkta geleceğini, mutlu sonla biten geleceğini görüyorsun.
Umut doluyor için…
Tekrar ayağa kalkıp kırılmaz sandığın o zincirleri artık kırıyorsun.
Sonra özgürlüğe kanatlanıp seni bekleyen onca lütfu görüyorsun
Vesselam ( 12.03.2017)

Ayşe Sena TAŞTEKİN

Kategoriler
Genel

Edebi Edebiyat Etmek…

Zaman akıp gidiyordu ve ben oracıkta kalakalıyordum. Dönüşü olmayan bir treni kaçırmışcasına etrafa bakıyordu yüreğim. Dışa vurmazdık pek “fihi ma fih” derdi. Ne varsa içinde var diye. Bir Rabbine anlatırdı, bir de kalemine sonra da sûkuta gömülürdü işte..
Bazen kızgınca bakardı dünya’ya. Anlamaya çalışırdı olup biteni. Bazen de şeker görmüş çocuk mîsali  dolanırdı etrafta. Gökyüzüne asılmış binlerce beyaz balonu seyre dalardı oracıkta.
Yürekti işte sevmek için yaratılmıştı sonuçta;
Bazen beyaz bir balonu,
Bazen kurşuni bir mürekkebi,
Bazen de âmansız gelen bir misafiri…
Ama en çokta Yaradanı.
Evet, Yaradanı severdi bu gönül
Yarattığı binlerce şeyden ötürü.
Sonra sükürler ederdi dua edebileceği bu elleri yarattığı için.
Şükre nail olan ellerle dualara dalardı, bu yürek.
Ve derdi ki;
Rabbim,
seni unutturacak mutluluk, adımlarımı döndürecek adım, yüreğe değmeyen  kalem,
Ve sûkuta gömülmüş bir yürek verme bana.
Çünkü bilirdi bu yürek, sûkuta gömülmüş kalpte mürekkebin aranmadığı, kalemin harflere, kelimelerin yüreklere nakşetmediğini…
Haykırmak isterdi edebiyle edebiyata, yüreğine değen bir damla mürekkeple haykırmak isterdi.
Ve haykırmak isterdi, ruhun melhemi olan EDEBİ edebiyat etmek için.
Vesselam. (06.04.2019)

Ayşe Sena TAŞTEKİN

Kategoriler
Genel

SAHTEKARİ IŞIKLAR

Yazmak acı veriyor bana. Hüznü bırakıyor avuçlarıma. Öyle ki gün geçtikçe kaybolan benliğime savuruyor beni. En acısı da ne biliyor musun? Yüzüme vuruyor tüm gerçekleri. Güçlü değilsin diyor. Sen hala dünde kalan, o masum çocuksun diyor.

Yazıyorum çünkü yaram acıyor. Yazıyorum çünkü yarama da şu mürekkepten başkası merhem olmuyor. Anla işte benliğime işlemiş umut duygusunu kaybetmek , dünyada kaybolmak istemiyorum sadece.

Ve şimdi bir kalem duruyor önümde. Şehrin ışıklarına bakıyor gözlerim. Yıldızlarımı elimden alan şu ışıklar, ne kadar da parlak görünüyordu öyle. Ve hayat ne kadar da gerçekçiydi. Gözlerim yorulmuştu artık, gerçek olmayan şeyler sarmıştı etrafımı. Sorun şu ki bende sevdalanmıştım sahtekari dünyaya. Nefsime hoş gelen şeylerle dolmuştu etrafım. Doğruluğa pay bırakmayan yalanlar gece olunca acıtıyordu canımı. Hasret geceleyin çalıyordu kapımı. Dualarımın kokusu en çok geceleyin siniyordu avuç içlerime. Ve mihrimah’a ulaşınca görüyordum tüm gerçekleri. Ne yıldızların aslı kalmıştı, ne de yıldızları şahit tutan sevdaların. Bir tek soru kalmıştı aklımda; kararmış bulvarları aydınlatmaya bir ışık yetiyordu da Yıldızları benden alan bu ışıklar neden şimdi beni aydınlatamıyordu?

Sevdaya pas tutan yüreğime zamanla bir yenisi daha eklenmişti; KORKU.

Hiçbir ışık kararmış bulvarıma aydınlık olamamıştı. şehrin ışıkları sarmıştı etrafımı da dünde kalan beni bu güne getirememişti. Bir tek yıldızlardı hakikati bana hatırlatan. Yıldızlarımı benden almayın. sevdaları kirletmeyin. sevdamı da davamı da bana bırakın. Zira Gün gelecek şehrin ışıkları sönecek yıldızlar baki kalacak.

VESSELAM. ( 07.07.2020)

AYŞE SENA TAŞTEKİN

Kategoriler
Genel

çocuktum işte..

Çocuktum ben. Bilmezdim ki ne için gülünür. Masum yüreğim bir davayı sahiplenmiş, dağların geçit vermediği şu yolların üstesinden gelebilirdi kendince. Çünkü minik ayaklarına değen dikenler canımı acıtamıyordu artık. kendim gülemezdim belki ama gülmelerini isterdim sebepsizce. Bir savaş çocuğuna takılırdı aklım. Benim yediğim şu pamuk şekerlerin tadı onların dünyalarında da var mıydı? peki ya uçurtmam, onların göğünde de özgürce uçabilecek miydi gerçekten? Şu kocaman adamların derdi neydi? Bu acımasız kavga neyin kavgasıydı? Peki bu küçük yüreğim neden korkuyordu böylece, ayaklarıma değen şu dikenler neden yüreğimi acıtıyordu? Ayak izlerim neden sadece yüreğime değiyordu. Dağlar, dağlar neden bu kadar acımasızdı? Çocuktum ben çocuk! Evet kabul ediyorum; umarsızca bakamıyordum hayata, bir çocuk ruhu yoktu belki üzerimde ama çocuktum işte, çocuk.. Pembe bulut hayalleri olan, masallara inanmak isteyen, bir Anka kuşu olup, Kaf dağına ulaşacağına, bir prensin gelip beni pembe bulutlara çıkarabileceğine inanmak isteyen bir çocuktum. Her ne kadar gizlesem de masallara inanmak isteyen bir çocuktum. Ah küçüğüm, umudum desem ki; dünyada ne bir Anka kuşu ne de bir Kaf dağı varmış, efsaneler de masallardan ibaretmiş. Tüm gerçekler bir savaş çocuğunun ruhunda gizliymiş. İnanır mıydın? Ben de inanamamıştım, ne kadar inanmak istesem de yapamamıştım. Bir prens gelecekti, ayağıma değip yüreğimde yara bırakan tüm dikenleri şöküp atacaktı yolumdan ve pembe bulutlara çıkaracaktı beni. Olmadı… Sonra büyüdüm işte; hayallerimde büyüdü, sevdalarım da, davalarım da… Sadece bir çocuk ruhu kaldı üzerimde; sevgiye aç, hala masallara ihtimal veren minik bir yürek… Bu çocuk büyümüştü kendince. Tek bir umudu vardı artık, dedesi gibi olacaktı. Hayatını çocuklara, geleceğin umutlarına adayacaktı. Çünkü ancak bu şekilde büyüyecekti içindeki çocuk. Sonra savaş çocukları vardı. Onların hayatına bir pamuk şeker tadı vermek için uğraşacaktı. işte şimdi yazıyorum, yazıyorum ki; kalemim de, kağıda dökülen şu mürekkep de, umudum olan gelecekteki sen de şahit ol diye.. Gelecekteki sen, umudum tanımıyorum şimdi seni. Ama biliyorum ki ruhumuz aynı incelikten geçiyor. Şimdi bu satırları okuyorsun ya umuduma şahitlik ediyorsun. Büyüyemeyen çocuk ruhum sende saklıymış meğer. Senden bir tek şey istiyorum; Her çocuk bohçasında bir gelecek taşır. Çocuklar umuttur, umut ise geleceği taşır bohçasında. Onlara özel olduklarını, güzle oldukları, umut oldukları hissettir olur mu? Onları sev, sev ki sevildiklerini hissetsinler. Rahman’ı anlat onlara, geleceği, umudu anlat. Sevdayı anlat, bir güle dikken olmamayı anlat, anlat ki yeşersin tüm güller.

VESSELAM. (01. 07. 2020)

AYŞE SENA TAŞTEKİN